
|
SORAR 28 ŞUBAT 2008 İSTANBUL
ÇALIŞTAY: BAŞÖRTÜSÜ/ TÜRBAN
Sosyal Sorunları Araştırma Ve Çözüm Derneği (SORAR) son ayların en tartışmalı konusu olan başörtüsü/türban sorunuyla ilgili olarak bir workshop (çalıştay) düzenledi. Çalıştaya katılan 29 kişi arasında, üniversitelerde başörtüsünün serbest bırakılmasını savunan “birinci” ve “Hem Başörtüsü Hem Laiklik” başlıklı “üçüncü” bildiriye imza atmış akademisyenlerle, “Henüz Özgür Olmadık” başlıklı başörtülüler tarafından hazırlanan bildiriye destek veren bazı öğrenciler de katıldı. Diğer katılımcılar arasında farklı görüşlerden gazeteciler, yazarlar ve araştırmacılar bulunuyordu.
“Off the record” yani isim vererek yazılmamak kaydıyla düzenlenen ve yaklaşık dört saat süren toplantıda katılımcılar düşüncelerini özgürce açıkladı.
Katılımcıların bir bölümü AKP’nin süreci kötü yönettiği, düzenlemenin Anayasa Mahkemesi’nden dönme ihtimalinin yüksek olduğu ve bu durumda krizin daha da derinleşeceğini savundular ve bu sürecin Türkiye’de laikliğe olumsuz etkileri olabileceğinin altını çizdiler.
Özgür bırakılması durumunda türbanın yaygınlaşacağı, ilköğretim ve lise çağındaki kızların da örtüneceği uyarısında bulunanlar oldu.
Sürecin kötü yönetilmesi nedeniyle türbanlı öğrencilerin girmesine bir şekilde göz yumulan üniversitelerde bile sorunlar çıktığına dikkat çekildi. Sorumluluğun rektörlere havale edilmesinin yanlışlığı vurgulandı.
Bazı katılımcılar özgürlüklerin daha geniş kapsamda bir paket olarak ele alınması gerektiğini söyleyip MHP ile türban üzerinden 301’inci madde ile ilgili pazarlık yapılmış olmasından endişe ettiklerini söylediler.
Bu eleştiri ve uyarılara karşılık AKP-MHP düzenlemesini savunanlar da oldu. Türbanlı katılımcıların çoğu bu değişiklikle küçük bir adım atıldığını ve ileride ilköğretim okullarında, liselerde ve kamuda da yasağın kalkmasını beklediklerini ifade ettiler. Başörtülüler arasında, başörtüsü yasağının tüm özgürlükler önünde bir set oluşturduğunu, bu yasak kalktığı takdirde 301’in ve Kürt sorununun daha rahat tartışılabileceğini ileri sürenler oldu.
ÖNEMLİ NOT: Bu kadar hassas bir konuda ilk kez bu tür bir toplantı düzenlediğimiz için tartışmanın tüm taraflarını bir araya getirmekten çekindik ve başörtüsü yasağının sürmesi için “militan” tavır sergileyen kesimlerden kimseyi özel olarak davet etmedik. Ancak bu konuyu işlemeye devam etmek istiyoruz ve bundan sonraki çalıştaylara mümkün olduğunca tüm tarafları çağırmayı düşünüyoruz.
ÇALIŞTAYDA DİLE GETİRİLEN BAZI GÖRÜŞLER
Toplumsal uzlaşma aranmadı
411 el ve parlamenterlerin yüzde 80’ine ulaşılması önemli. Ancak toplumsal uzlaşma rakamlarla olan bir şey değil. Toplumsal uzlaşma, müzakerelerle olur. Başörtüsü tartışılırken farklı boyutlarda tartışılıyor. İşin toplumsal boyutu bir yana Türkiye’nin muhafazakârlaşması gibi sorunlar var.
Bildiriler muhalefet eksikliğinden
Meclis’in ifade etmediği konuların bildirilerle ortaya çıkması muhalefet eksikliğinden kaynaklanıyor. Meselelerle ilgili toplumdan ses çıkıyor ama Meclis’te temsil bulamıyor. İngiltere’de 1.8 milyon kişi gündelik yaşama dair bir bildiri imzalıyor. Bize bakıldığında sadece yüksek siyaset içeren konularda; Kürt sorunu, Avrupa Birliği gibi konularda bildiri üreten bir toplum olduk. Üniversitede başörtüsü mutlaka özgür olmalı. Ama bu özgürlüğün nasıl sunulacağı da önemli.
Üçüncü yol bildirisi yanlış
Üçüncü yol bildirisinin üslubu yanlıştı. “Hem özgürlük hem laiklik” ikilemi geçersiz. Başörtülü kadınların üniversiteye girmeleri laikliğin gereği.
Bildirilerde hep aynı isimler
Bildiriler savaşında hep aynı isimler. Yalama olmuş bir sistem var ortada. Hep medya aracılığıyla konunun gündeme getirilmesi ve medyanın çizdiği çerçeve ve sınır içerisinde konunun tartışılması olayı çığrından çıkarıyor,.
Çetrefilli bir konu bir günde çözülmez
Bu kadar cerahat biriktirmiş bir konu bir günde çözülmez. Başörtüsü Türkiye’nin en çetrefilli konusu. Yasal düzenlemelerle bu sorunu çözemezsiniz. Hâlâ İstanbul Üniversitesi’nin bazı derslerinden türbanlı bir öğrenci geçemez.
Olmayan bir yasak kurumsallaştırılıyor
Başörtüsü sorunu sanal bir sorun. Bu sanal sorun da hukukla çözülmek isteniyor. Başörtülü kadınlar gelecek sorunu yaşıyor. Olmayan bir yasağın kurumsallaşma ihtimali var. Devrim yasalarından bahsediliyor ama devrim yasalarında başörtüsü ile ilgili bir madde yok. Anayasa değişikliği de yeni bir düzenleme getirmiyor. Bu açık bir kanun hükmüyle olmalı.
Bu yasa başörtüsünü lokalize ediyor
Endişeler toplumdaki algılardan kaynaklanıyor. Cumhuriyet kurallarıyla ve onun tarif ettiği hayat tarzını yaşayanlar sorunu çözmeye çalışanları iyi anlamalı. Yani endişeyi izole edecek, hürriyeti tesis edecek yaklaşımlar gerekli. Bugün bir siyasi tadilat yaşanıyor. Kemalist rejimden, post Kemalist yönelime adım atıldı. Bunu AKP yapıyor. MHP şimdi bunu sınırlamaya çalışıyor. Bu yasa başörtüsünü lokalize etmeye çalışmaktır.
Bu yasak turnusol kağıdı
Bu bir turnusol kağıdı işlevi görüyor. Bazı sol ve liberal aydınlar bu konuda sınıfta kaldı. AKP bu konuyu istismar etse bile bu bir özgürlük sorunu. Kaos gerçekten çıkabilir. Ama kaos darbeleri meşrulaştıran bir şey. Bu yasağı özgürlük ve adalet sorunu olarak görüyorsak bu yasak kalkmalı. Bu sorun çözülme aşamasına geldi. Sorunun çözümü buysa bunu değerlendirilmesi gerek.
Mesele kötü yönetildi
Yapılan bir araştırmada kamuoyunun yüzde 70’i türban ile laiklik arasında bir ilişki görmektedir. Bu mesele kötü yönetildi. Türkiye’de hangi nedenden olursa olsun demokrasi tehlikeye girdiği durumda bunun balansını kuracak bir müessese yok. Şimdiye kadar bu balans ordu ile kuruldu. Yeni anayasa değişikliğinde bu özgürlüğü getirecek insanların bu balansı da getirmeleri gerekiyor. Demokrasi, demokrasi içinde korunmalı. Amerika’da bu Yüksek Mahkeme ile korunuyor. Türkiye’de böyle bir kurum yok. 367 tartışmalarıyla Anayasa Mahkemesi yıpratılmıştır. Başbakan demokrasinin tehlikede olmadığını gösterirse mesele yok.
Siyaseten rant toplama girişimi
Sorun bu haliyle daha da karmaşık hale geldi. Hiçbir sorun olmayan üniversitelerde sorun olmaya başladı. Kriz dağılıyor. Anayasa Mahkemesi’nin reddetmesi siyasi çalkantıya neden olur. Ankara bu tartışmaları yapmadı. MHP “AKP benim tabanımı aldı, nasıl geri alırım” hesabı yapıyor. Hazırlıksız ve doğru dürüst tartışılmadan sorun bu hale geldi. Siyaseten rant toplama girişimi.Yöntem kötüydü. Özgürlükler paketi olarak gelseydi sorun minimize edilirdi. MHP ile 301 pazarlığı, asker ile Güneydoğu pazarlığı yapılmazdı.
MHP ile pazarlık yok
Böyle bir pazarlık yok. Kaldı ki AKP 301 konusunu bir ay ertelerse ne olur?
Başbakan ve Cumhurbaşkanı’nın söylemleri inandırıcı değil
AKP süreci kötü yönetti. “Herkesin başbakanı olacağım, herkesin cumhurbaşkanı olacağım” söylemleri artık inandırıcılıktan yoksun hale geldi. Cumhurbaşkanı niçin başka partilerin liderlerini çağırmadı? Bu kadar mı taraf? Başörtülü öğrencileri bildirilerinin dini duyarlılığı yüksek medyada yer almaması samimiyetsizlik. Olay politize oldu. Süreç kötü yönetildi. Kutuplaşma var ve iş çığrından çıktı. Konu Anayasa Mahkemesi’nden dönerse bölünme daha da artar.
Siyasi taktik kaygısı
Bu bir siyasi taktik kaygısı. Yeni anayasa tartışması yapılırken, bunun cımbızla çıkartılması doğru değildi. Yazık oldu. Din meselesi, din özgürlüğü Müslüman bir toplumda nötr bir özgürlük değil. Anayasa fırsatı vardı. AKP’nin bunu 2002-2004 yılları arasında çözmesi gerekiyordu. Sivil anayasa girişimi değerlendirilemedi. Burada siyasi taktik sorunundan öte, çök önemli olan böyle bir sorunun hafife alınması. Bu pek çok insanı takiyye tartışmalarına geri döndürdü.
“Korkacak bir şey yok” demek gerçekçi değil
Türkiye’de şeriat devleti kurulacak korkusu yaşayanlar var. “Korkacak bir şey yok” demek işin en kolayı. Korkular net bir şekilde ifade edilmeli. Dindarlık da baskı aracı olarak kullanılmamalı. Ancak böyle riskler var diye başörtüsü özgürlüğüne karşı çıkmanın anlamı yok. Önemli olan bir adım atılmasıdır Dindar kesimin bu özgürlüğü ayetlerle tartışması da doğru değil. Bu tartışma seküler bir devletin insanlarına özgürlük tanımasıyla ilgili bir konu.
Konsensüsümüz ahlak mı olacak, hukuk mu?
Sosyolojik süreçlerle özgürlük tartışılmaz. Konu demokrasiyse kalan bir kişinin hakkını nasıl koruyacağız. Farklılıklarımızı ahlak temelinde mi yaşatacağız, hukuk temelinde mi yaşatacağız? Konsensüsümüz ahlak mı olacak, hukuk mu?
Türkiye’de “demokrasi mi, rejim mi?” tartışması yapılıyor. Konu siyasi bir mesele. Çözüm de siyasette aranmalı. Demokrasi varmış gibi, laiklik varmış gibi, kamusal alan biliniyormuş gibi tartışılıyor.
Türbanın yaygınlaşması kaygı veriyor
Çoğunluk yasağa karşı ama 18 yaşından küçük kızların kapanması ve ilkokullarda yaygınlaşma ihtimali kaygı veriyor. Üniversitede reşit olmuş bir kızın kapanması farklı, lisede okuyan bir kızın kapanması farklı..
Kamuda türban yasağı da tartışılacak
Bu anayasa değişikliği bir girizgah olarak görülmeli. Bu yasak kalktıktan sonra 18 yaş altı, kamuda türban da tartışılacak. Şu anda bebek adımları atılıyor.
Toplumsal mutabakat var, kurumsal mutabakat yok
AKP ve MHP başörtüsünü kullanıyor olabilir ya da olmayabilir. Ama yasaklar nasıl kaldırılır bunun tartışması yapılmalı. Toplumsal mutabakat var ama, kurumsal mutabakat yok.
Bağlama biçimini tartışmak ayıp
Devlet bugün nasıl baş bağlanacağını söylerse yarın neyi isteyecek? Bağlama biçimini tartışmaları ayıp hal aldı. Nitekim hukuki bir engel yok başörtüsünde. Devletin kadın bedeni üzerinde tasarruf yetkisi mi olur?
Başörtüsü settir, bu çözülmeden diğer sorunlar çözülemez
Bugün AKP demokrasinin garantörü durumunda. Demokratikleşme adımı başörtüsü ile atıldı. Başörtüsünü çözen AKP, Kürt meselesini, 301’i de çözmek durumunda. Başörtüsü ile statüko kırıldı. En geniş kesimin sorununa yönelik çözüm adımı ile başlandı ve bu adımlar sıklaştırılmalı. Başörtüsü settir ve bu aşılmadan diğer özgürlüklere gidemezdi.
Başörtüsü ve AKP ayrı değerlendirilmeli
Başörtüsü bir sorun ama bu AKP ile ilişkilendirildiğinde sorun çıkmaza giriyor. İkisi ayrı değerlendirilmeli. Çok ataerkil bir tartışma dönüyor.
Sorun rektörlere havale edilmemeli
Bu meselenin rektörlere havale edilmesi doğru ve gerçekçi değil. Onlardan toplumsal bir refleks beklemek yanlış. Atanmış kişilerden refleks bekleniyor. Bu sorumluluktan kaçmaktır.
Geri dönülemez bir sürece girildi
Konu artık geri dönülmez bir sürece girdi. Anayasa Mahkemesi’nin değişikliği reddetmesi süreci daha da hızlandırır. Bugün için sorun çözülmedi ama süreç başladı. Bundan sonra gergin ve sert şeyler olabilir ama geri dönülemez. Yasağı devam ettirmek isteyen ittifak dağılıyor. Şimdiden baro ve üniversiteler ikiye bölünmüş durumda.
Yeni anayasa yapılmalı
Yeni bir anayasa mutlaka düşünülmeli. AKP bir girişimde bulundu ama yapmadı. Demokrasinin demokrasi içinde korunması için gerekenler oluşturulmalı. Milliyetçilik açısından tehlike vardır. Dini kuralların egemen olacağı konusunda risk vardır.
|