Gezinti Bağlantılarını Atla
SORAR Nedir?
SORAR Panelleri
SORAR Buluşmaları
Medyada SORAR
Kimler SORAR
-----------------
RAPORLAR
KÜRT - 10.03.2008
TÜRBAN - 28.02.2008
KÜRT - 21.02.2008
KÜRT - 12.01.2008
PKK - 30.11.2007
DTP - 18.12.2007



ISBN: 978-975-991-855-2
Sayfa sayısı: 188
Ebat: 14x23 cm
Yayın tarihi: Eylül 2008

SORAR 30 KASIM 2007 PKK WORKSHOPU (ÇALIŞTAY) RAPORU - PKK


Sosyal Sorunları Araştırma ve Çözüm Derneği’ni (SORAR) Ekim 2006’da kurduk. İlk olarak 30 Kasım 2007 tarihinde PKK konulu bir workshop (çalıştay) düzenledik. Bu “kapalı” ve “off the record” (yayınlanmamak kaydıyla) toplantıya 27 kişi katıldı. Bunların arasında hemen hemen her görüş ve düşünceden gazeteciler, eski bürokratlar, akademisyenler, siyasetçiler ve araştırmacılar yer alıyordu. Katılımcılar, verdikleri bilgilerin ve savundukları görüşlerinin -kendilerine atfen- basında veya kamuoyuna açık bir başka platformda yayınlanmayacağı güvencesiyle düşüncelerini özgürce konuştular.
Çok canlı ve verimli bir tartışmanın yaşandığı toplantıda özetle şu soruların cevapları arandı:

  • PKK gerçekten ne kadar güçlü?
  • PKK ile DTP arasında nasıl bir ilişki var?
  • Ak Parti sahiden gelecek seçimlerde Diyarbakır ve Batman belediyelerini alabilir mi?
  • Alırsa bunun anlamı ne olur?
  • PKK’nın zorla tasfiyesi mümkün mü?
  • Irak Kürtlerinin PKK ile mücadelede sınırları nelerdir?
  • PKK K. Irak’ta halk nezdinde belli bir desteğe sahip mi?
  • Bir tasfiye süreci başlarsa PKK’nın tavrı ne olabilir?
  • Abdullah Öcalan bu hareketin neresinde yer alıyor?
  • Başbakan Erdoğan’ın “silahları bıraktırma” sözleri gerçekçi mi?
  • Böyle bir şey nasıl mümkün olabilir?
  • DTP neden dilini radikalleştiriyor?
  • PKK gerçekten DTP’nin kapatılmasını mı istiyor?
  • DTP davası süreci nasıl etkiler?

DİLE GETİRİLEN BAZI DÜŞÜNCELER


PKK’nın şimdiki konumu: PKK kabaca ikiye ayrılabilir. Bunlardan birincisi PKK’yı bölgesel ve giderek uluslararası bir aktör haline getiren Kuzey Irak’taki PKK’dır. Kısaca “Kandil” olarak adlandırılabilecek bu yapı, Abdullah Öcalan’ın liderliğinin son yıllarda daha sembolik bir şekle bürünmesi ile öne çıktı ve 1984’te PKK’nın ilk silahlı şiddet eylemlerine başladığı dönemdekinden farklı motiflerle hareket ediyor. “Kandil”, elbette Türkiye’deki PKK’dan ayrılamaz. Ama Türkiye sınırları içindeki PKK’lıların durumu, çözüm aşamasında sorunu bir iç meseleye dönüştürmektedir. PKK’nın Kuzey Irak’taki varlığını ise Irak’taki işgalci güç ABD’den ve Irak Kürdistanı’nı yöneten KDP’den bağımsız düşünmek mümkün değildir. Bu yüzden artık PKK, geçmiştekinden farklı olarak hem ulusal, hem de uluslararası bir sorundur.

PKK’yı kimler yönetiyor: PKK’yı; Brüksel (PKK’yla ilişkili Kürt diasporası), Kandil (Murat Karayılan, Cemil Bayık ve Duran Kalkan başta olmak üzere dağdaki yönetici kadro) ve İmralı (yalnızca Öcalan değil, Öcalan’la Kemalist çizgide buluşan kimi derin devlet unsurları) şekilde tasnif etmek mümkündür. Bütün politikalar bu üçgen içinde şekillenmektedir. Bu üç merkez, hem uluslararası hem de yerel ilişkileri tanımlıyor.

ABD’nin tutumu: 5 Kasım’da Washington’da yapılan Erdoğan-Bush görüşmesinden sonra ABD, Irak’taki PKK’nın tasfiye sürecine tam destek verme kararı alındı. Bu konuda pek iyimser olmayan görüşler de mevcut. Katılımcıların bir kısmı ABD’nin bu konuyu çok da önemsemediğini ve Türkiye’yi oyalamak için yine zaman kazandığını belirtti. PKK’yı askeri gücü hiç de yabana atılmayacak bir siyasal şiddet örgütü olarak kabul eden bazı katılımcılarsa ABD istese bile terör örgütünün Irak’tan sökülüp atılmasının o kadar kolay olmayacağına inanıyor.

ABD’de Demokratlar muhtemelen iktidara gelecek. Demokratların temel politikası da Irak’ın bölünmemesi. Bu durumda Kuzey Iraklı Kürtlerin ellerindeki kartların değeri azalacaktır.

Irak Kürtlerinin duruşu: Kuzey Irak’taki Kürt partilerinin PKK’ya karşı silahlı bir bastırma harekâtı içine girmesi çok düşük bir ihtimal olarak görülüyor. Hatta herhangi bir operasyon durumunda, liderler olmasa da çzellikle bazı genç Iraklı Kürtlerin PKK’nın yanında yer alması da ihtimal dahilinde.

PKK’nın silahlı gücü Kuzey Irak’ta ABD’nin kontrol ettiği bölgededir. Örgütün artık İran’dan, Türkiye’den lojistik yardımı devam ettirme şansı bölgesel ve uluslararası konjonktür gereği azalmaktadır. KDP ve KYB de Amerika’nın desteğiyle lojistik kanalları ortadan kaldırırsa örgüt zayıflar, tecrit edilir ve tehdit olmaktan çıkarılır.

Türkiye’nin son diplomatik hamlelerinden sonra Irak’taki diğer Kürt grupların, en azından Mesut Barzani başta olmak üzere yönetici kesimin PKK’yla ilgili tutumlarının değiştiği gözlemleniyor. Bu süreçte Türkiye’ye “zeytin dalı” uzatan, iyiniyet mesajları gönderen kişi daha ziyade Başbakan Neçirvan Barzani’dir. Aslında Iraklı Kürtler, Türkiye ile Kerkük nedeniyle bir kapışma bekliyorlardı. Bu kapışmanın erken ve PKK üzerinden yaşanması kendilerini başta şaşırttı. Ancak hızla toparlandılar ve içinde bulunduğumuz konjonktürü kendi çıkarları için kullanmaya başladılar. Örneğin bu sayede Irak merkezi yönetimi ile yakınlaşma fırsatı yakaladılar.

Ankara’dan Irak Kürtlerine bakış: Türk Genelkurmayı’nı endişelendiren şey PKK’dan önce Kuzey Irak’taki oluşumun bizatihi kendisidir. Diğer taraftan Irak Kürtleri de PKK’yı Türkiye’ye karşı koz olarak kullanıyorlar. ABD ise PKK’yı İran’a karşı kullanmak niyetinde. Fakat bütün bunlar geçerli olsa, yani PKK bölgede herkesin kullandığı bir aktör olsa bile, bu onun kendi başına Türkiye için bir tehdit unsuru olduğu gerçeğini ortadan kaldırmıyor. (Katılımcılar arasında PKK’nın aslında öncelikli bir sorun olmadığı, asıl sorunun her iki taraf için de Kerkük’ün geleceği olduğunu savunanlar da oldu.)

PKK-ABD ilişkisi ve PJAK: PKK’nın ABD ile ilişkisi kadar örgütün Amerika ile kurmak istediği ilişkiden de söz etmek gerekir. PKK, ısrarla bölgede istikrarı bozucu bir aktör olarak var olduğunu söylemiş ve ABD’ye “Eğer bölgede bir şey yapacaksanız biz dört ülkede birden varolan bir aktör olarak sizinle birlikte çalışmaya hazırız” mesajını vermiştir. PKK’ya muhalif kimi kesimlerde de, örgütün -özellikle Karayılan’ın söylemleri doğrultusunda- giderek Amerikancılaştığı yorumları yapılıyor.

ABD’nin PKK’ya nasıl baktığına gelince... PKK’nın Türkiye’ye karşı bir kart olarak kullanıldığını düşününler de, ABD’nin PJAK üzerinden İran’a karşı PKK’yı kullanmak istediğini düşünenler de mevcut. PJAK bölgede tek başına bir aktör değildir. PJAK, PKK’nın olası bir operasyon ya da şiddetli kıskaç sonrasındaki politikasına bağlı olarak İran’a karşı saldırılarını yoğunlaştırabilir.

PKK’nın sosyolojisi: PKK geçen otuz yılda muhayyel bir kitle yaratmıştır. Bu, tasarlanmış bir kitledir. Şiddet yoluyla uygulanan bu “proje” kısmen başarılı olmuştur ve PKK bugün bölgede kendi toplumu olarak adlandırılabilecek bir kitle oluşturmuştur. Dolayısıyla PKK’yı bitirmek için ya PKK yörüngesindeki toplum dönüştürmelidir ya da PKK kendi kendini hem politik hem de askeri olarak feshetmelidir. Bunun dışında PKK sorunu bitirilemez.

PKK ve DTP’nin tabanı homojen değildir. Burada Marksist-Leninistler, dindarlar ve de liberaller birlikte yer alıyor Devletin kaba yöntemleri nedeniyle PKK’nın tabanı 1980’den sonra genişledi.

PKK’nın tabanını artık şehir lümpenleri oluşturuyor. Ve örgüt yükselen sınıfları temsil edemiyor. Sadece entelektüeller arasında siyasete girmenin yolunun PKK ve DTP’den geçtiği yönünde yaygın bir kanı var. Ayrıca Türkiye’nin batısıyla doğusundaki PKK algılayışı aynı değil. Doğu ve Güneydoğu’da yaşayanlar için PKK onların kızı, torunu, kardeşi, bir yakını ya da komşusudur. Bu bağlamda işin insani bir boyutu da var.

PKK’nın yarattığı dönüşüm: PKK’nın hiçbir zaman bağımsız bir devlet talebi olmamıştır. Haysiyeti dağda arayan gençlerden söz etmek mümkündür. Oralarda bu gençler şehit ve kahraman olarak görülüyor. Aslında PKK modern bir harekettir. Özellikle kadınlarda gerçekleştirdiği dönüşüm asla gözardı edilemez. PKK yeni bir şey söylüyor. Ve bunu şiddeti araç olarak kullanarak yapıyor. PKK’nın bölgedeki feodal yapıları, Nakşibendilik ve Şafiliğe dayanan dini tahakkümü belirgin ölçüde ortadan kaldırdığı görüşünde hemen herkes hemfikir. Ancak PKK’nın nerede bittiği, dindar kitlenin nerede başladığı ya da Kürt toplumunda başka eğilimleri temsil eden kesimlerin PKK’dan ne derece ayrılabileceği konusunda ihtilaflar mevcut.

PKK’nın söylem ve metodu arasındaki çelişki: PKK’nın söyledikleri (müphem, değişken talepler) ve söyleyiş biçimi (siyasal şiddet yoluyla mücadele) arasındaki çelişki çok önemli. PKK’nın ne istediğine kimse net bir yanıt veremiyor. Zaten örgüt pragmatik yapısı nedeniyle dönem dönem değişen talepler ortaya koyabiliyor. Ancak neticede bütün bu taleplerin, PKK dışındaki diğer Kürt milliyetçisi çevrelerin söylemlerine göre çok daha yumuşak, uzlaşmacı olduğu göze çarpıyor. Bununla birlikte PKK söylediği şeyi silahla söylüyor. Aslında talepleri, sözgelimi federasyon isteyenler gibi net, kesin ve Türk kamuoyunda tepki toplayacak talepler değildir. Buna karşılık PKK dışı güçler de silahla konuşmadıkları için -belki de sesleri daha çok çıksın diye- sert ve kesin bir söylemi tercih ediyorlar.

Kürtler normal hayatın tadına vardı: PKK bugüne kadar hep “Devlet bize silahtan başka bir yöntem bırakmadı” argümanını kullandı. Ancak son üç yıldır yeniden şiddete başvurması örgütün niyetini sorgulanır hale getirdi. 1984 ile günümüz koşulları farklıdır. PKK o dönemde bulduğu desteği şimdi bulamaz. Çünkü silaha sarılması, son on yıldaki demokratik açılımlar hesaba katılırsa, çok da haklı nedenlere dayanmamaktadır. Kaldı ki PKK’nın ateşkes ilan ettiği 1999 ila 2004 yılları arasında bölgedeki insanlar ilk kez rahat nefes aldı, normal bir hayatla tanıştı ve bunu sevdi. Şimdi tekrar eski günlere dönülmüş olmasından memnun değiller.

İrtica-bölücülük rekabeti: Türk devletinin tehdit algısında “irtica” ve “Kürtçülüğün” farklı dönemlerde birbirlerinin yerine geçerek sürekli yer aldığı hesaba katılırsa, İslamcı gelenekten gelen bir parti (yani Ak Parti), kendi bilinçaltında yer alan “irticanın yeniden birinci tehdit olarak ortaya konulacağı endişesi” yüzünden Kürt sorununun ya da PKK sorununun çözümünde sandığımız kadar da heveskâr olmayabilir.

AKP’nin Kürtleri: Ak Parti’nin Doğu ve Güneydoğu’daki milletvekili adayları, DTP’ninkilere göre çok daha “sahici Kürt”tür, yani bölgesinde Kürt kimliği benimsenen ve saygı duyulan isimlerdir denilebilir. Bugün PKK’nın bölgede yarattığı değişimler ve Türkiye’nin gelişimi Kürt sorununda pek çok faktörü etkili hale getiriyor. Güneydoğu’da etkili bir siyasi hareket olarak Ak Parti, STK’lar, Kürt diasporası ve yeni orta sınıf sorunla ilgili aktörler olarak öne çıkıyorlar. Böylesi gelişmeler ışığında PKK’ dağ metaforunu bırakmak zorundadır.

DTP’nin aczi: DEHAP, PKK çizgisinden çıkıp göreceli olarak otonomi elde edince PKK bundan rahatsız oldu ve DTP’yi kurdurdu. Bugün DTP tamamen PKK’nın kontrolündedir. Adayları belirleyen kişi şimdi Türkiye’de değil, dışarıda PKK’nın bir başka biriminde görev yapmaktadır. DTP’nin tabanı PKK’nın tabanıdır. Ve onların belirlediği ölçüde legal siyaset yapabilirler. DTP milletvekilleri, kendi iradeleri dışında askerlerin teslim törenine katıldılar. DTP ile PKK arasında direkt ve organik bir bağ vardır. DTP-PKK ilişkisi daha önce PKK’yla bir şekilde bağı bulunan partilerin ilişkisinden çok daha somut ve hayatidir. Bu yüzden kimse DTP’lilerin PKK’ya “terörist örgüttür” demesini beklememelidir.

ÇÖZÜM İÇİN DİLE GETİRİLEN BAZI GÖRÜŞLER


Eve Dönüş Yasası: 2003’te çıkarılan “Eve Dönüş Yasası” çelişkiler ve handikaplarla doluydu. Sadece üst düzey liderlerin dışındaki militanların teslim olması hedefleniyordu. Amerikan mantığıyla hazırlanan bu yasa Türkiye gerçeklerine uymuyordu. Dışarda hazırlanacak planların maliyeti Türkiye için ağır olur.

Çözüm olmaz yumuşama olur: 22 Temmuz seçimleri askerlerin Kürt sorunu ve terörle mücadele politikalarında değişikliklere yol açtı. Devletin daha köklü çözümler aradığı bir döneme girildiğini görüyoruz. Gelgelelim Kürt sorununu çözülmesi pek mümkün değil. Ancak çeşitli reformlarla sorun, düşük yoğunluklu bir hale getirilebilir, şiddetli çatışma nedeni olmaktan çıkarılabilir.

Tüm Türkiye’nin sorunu: PKK sorunu Türkiye’nin bütününün sorunudur. Bu sebeple Türkiye’nin batısı da bir biçimde sorunun çözümüne katılmalıdır. Doğuda ise hem aileler, hem dağdakiler bu işten bıkmış durumdalar. Sorunun hızlı bir şekilde çözülmesini diliyorlar.

Öcalan bugün ölse… PKK sorunu acilen çözülmelidir. Sözgelimi Öcalan ölse ve Halfeti’ye gömülse orası bir çeşit türbe olur. Biz bu meseleyi bugün çözemezsek torunlarımıza daha ağır bir sorun ve çok daha üzücü sonuçlar bırakırız.

PKK’sız çözüm: PKK’yı yok sayarak sorunu çözmek hem maliyetli olur, hem de örgütü daha da etkili bir uluslararası bir güç, bir istikrarsızlık aracı haline getirebilir.

Çözüm bizim işimiz: PKK sorununun çözümü Washington’da değil Türkiye’de aranmalıdır. Türkiye’nin insanları buna çözüm bulmalıdır. Bu sorunu ancak diyalogla çözeriz ama bu arada devlet bir ölçüde itibar kaybına uğrayabilir.

Küresel boyut: 2007 yılı itibarıyla reel durumu çok iyi tahlil etmek gerekir. Bugün bu mesele küresel ve bölgesel bağlantılı bir mesele haline gelmiştir. Sadece içerde çözüm olamaz. Çözüm için öncelikle Kuzey Irak’ta silahların bıraktırılması gerekmektedir.

Sorunu Türkler çözer: Kürtlerin sorununu bir Kürt partisi, mesela DTP çözemez. Nasıl ki başörtüsü sorununu Türkiye’de İslamcı bir partinin değil, laik, solcu bir partinin çözmesi daha mümkün görünüyorsa Kürt meselesini de Ak Parti’nin çözmesi daha mümkündür.

Yeni Anayasa: Irak bölgesel Kürt yönetimi ile iyi ilişkiler geliştirmelidir ve Türkiye kendi iradesiyle proje üretmelidir. Sorunun çözümünün yüzde 60’ı psikolojiktir. Şayet Anayasa’da açılımlar yapılır ve demokratik reformlara devam edilirse PKK sorunu da, Kürt sorunu da çözülür.


SORAR
Sosyal Sorunları Araştırma ve Çözüm Derneği - ePosta: sorar@sorar.org.tr