Gezinti Bağlantılarını Atla
SORAR Nedir?
SORAR Panelleri
SORAR Buluşmaları
Medyada SORAR
Kimler SORAR
-----------------
RAPORLAR
KÜRT - 10.03.2008
TÜRBAN - 28.02.2008
KÜRT - 21.02.2008
KÜRT - 12.01.2008
PKK - 30.11.2007
DTP - 18.12.2007



ISBN: 978-975-991-855-2
Sayfa sayısı: 188
Ebat: 14x23 cm
Yayın tarihi: Eylül 2008

SORAR 10 MART 2008 İSTANBUL
ÇALIŞTAY: HAREKATI SONRASI PKK VE KÜRT SORUNU



10 Mart 2008 İstanbul

Sosyal Sorunları Araştırma Ve Çözüm Derneği’nin (SORAR) İstanbul düzenlediği workshopa (çalıştay) siyasetçi, akademisyen, yazar ve gazetecilerden oluşan 25 kişi katıldı. Hemen hemen her görüşün temsil edildiği toplantı, tamamen kapalı ve “off the record” (yayınlanmamak kaydıyla) düzenlendi. Katılımcılar verdikleri bilgilerin ve savundukları görüşlerin kendilerine atfen basında ve kamuoyuna açık bir başka platformda yayınlanmayacağı güvencesiyle düşüncelerini özgürce açıkladı.

Toplantı tam da Kuzey Irak’a düzenlenen kara harekatının bittiği 29 Şubat’tan on gün sonra düzenlendi. Harekatın neden erken bittiği, TSK’nın ve hükümetin saptanan hedeflere ulaşıp ulaşamadığı, ama en önemlisi harekatın doğurduğu ve doğurabileceği siyasi sonuçlar ele alındı.

Harekat Konusunda Görüş ve Düşünceler

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 21 Şubat’ta başlattığı kara harekatı, bölgede hiç istenmeyen bir şeydi. Halk şiddetin durmasını ve Kürt meselesini güvenlik sorunu olarak gören anlayışın artık sona ermesini isterken harekatın başlaması bölgede havayı değiştirdi. Kadınlar Günü ve Nevroz nedeniyle zaten genelde hareketli geçen Mart ayına, insanlar daha da politize olmuş şekilde girdiler ve harekatın 8 gün içerisinde sona ermesinin de etkisiyle DTP bu hareketlilikten moral kazandı.

Harekat sonucunda PKK iki şeyi ispatlamış oldu: TSK’nın askeri müdahaleyle kendisini tasfiye edemeyeceğini ve uluslararası konjonktür ve genel hava devletin lehine olsa da askeri yaklaşım ve şiddetin sonuca götürmeyeceğini. PKK, “Harekat, biz iyi direndiğimiz için bu kadar erken bitti ABD baskısından değil” diye düşünüyor. Gerçeklik bu olmayabilir ama algı bu. Nitekim bir önceki SORAR çalıştayında birçok katılımcı, olası bir askeri operasyonun PKK’ya karşı caydırıcı olma anlamında sonuç alamayacağını dile getirmişti.

Bununla birlikte bölge halkı, biriken sosyal ve ekonomik sorunlarla boğuşurken PKK’nın Dağlıca baskını gibi eylemler yapmasını, dolayısıyla her iki tarafın da “şahinlerini” güçlendirmesini anlamlı bulmuyor. Söz konusu sosyal ve ekonomik sorunlara çözümüm gündeme gelmesinin ancak tekrar silahların susmasıyla olacağı düşüncesi hakim. Batı’da ise harekat tamamen gereksiz bulunmamakla beraber, Kürt sorununun öldürmekle bitmeyeceği kanısının daha yaygın dillendirildiğini söyleyebiliriz.

Harekat sonucunda AKP’de bir özeleştiri veya değerlendirme sürecinin yaşanmaması ve harekat boyunca AKP ve TSK’nın aynı çizgiye gelmesi de AKP’nin Kürt sorununa yaklaşımı bağlamında önemli bir gösterge. Bununla beraber CHP ve MHP’nin orduyla ters düşmesi tarihi bir kırılma.

Askeri Çözüm Değilse Ne?

PKK, daha önce beş defa ateşkes yapmasına rağmen, hiçbirinin kapsamlı bir çözümü getirmediğini, her ateşkesten sonra devletin Kürtlerin daha fazla üstüne geldiğini düşünüyor ve bunun hayal kırıklığını yaşıyor. Bununla beraber Türkiye’nin Kürt sorununu başka hiçbir aktöre (örneğin ABD) havale etmeksizin çözebileceğini düşünüyor. Bunun için AKP hükümetinin iktidarının geri kalan 3-4 yılında nasıl bir politika uygulayacağına, çözüm geliştirip geliştiremeyeceğine bakacak. Ancak benzer şekilde hükümet ve devlet de PKK’dan ilk adımı atmasını, yani silah bırakmasını bekleyecek. Bu düğümü çözmenin tek yolu, daha güçlü olan tarafın, yani devletin, ilk adımı atması. Peki, nedir bu adım(lar)?

Öncelikle Kürtlerin dil ve kültürlerinin önündeki bütün yasal ve pratik engellerin kaldırılması, Kürtçenin tamamen serbestçe kullanılması sağlanmalı. Bununla eş zamanlı olarak genel affın gündeme gelmesi de düşünülebilir. DTP’nin mecliste olması iyi bir şey ama onlarla diyalog kurulmadıkça anlamlı değil – dünyada hiçbir toplumsal sorun, taraflarından birini yok sayarak çözülmemiştir, dolayısıyla tüm Kürt hareketiyle, aydınlarla siyasi ilişki ve diyalog kurulması gerekir. Bu bağlamda PKK ve Öcalan da dolaylı veya dolaysız muhatap alınmak istiyor; ancak Kürt halkının önder olarak gördüğü Öcalan ile “bebek katili” söylemi arasındaki uçurum meseleyi daha da çözümsüz kılıyor.

Kürt sorununa çözümün çerçevesinin nasıl olacağını da tartışmak lazım. Türkiye, katı üniter yapısıyla daha fazla devam edemeyeceğini anlayıp, federatif yapı, özerklik, merkez-yerel ilişkisi, vs gibi yönetim modellerini konuşmalı. Bu tip yeni bir yapılanma, siyasi yapıyı zayıflatmaz, güçlendirir. Fakat bunları tartışabilecek bir ifade özgürlüğü ortamı yok. TCK’nın 301 ve 318. maddeleri varken ne Kürt sorunu ne de başka sorunlar konuşulabilir. Bu meselelerin çözümü de anayasa reformudur. Anayasada yurttaşlık tanımının etnik temelli olmaktan çıkarılması, Anayasa’nın toplumsal mutabakata dayalı bir ilkeler manzumesi olması, yerel hakları da koruyacak prensipler içermesi gerekir. Ancak tüm bu açılımlar, PKK silah bırakmaz, ayrılmakta ısrar eder, PKK bayrağı altında yaşamak istiyoruz derse anlamını kaybeder.

PKK’nın Türkiye ve diğer uluslararası Aktörlerle ilişkileri

PKK’yı anlamak çok zor. Uluslararası platformlarda barış dili kullanan bir PKK varken, diğer yandan son dönemlerdeki eylemleriyle Türk kamuoyu nezdinde devletin elini güçlendiren bir PKK görüyoruz. 2004 yazında, AB yolunda reform paketlerinin hızla meclisten geçtiği dönemde ve 2007’de, AKP seçimlerde Güneydoğu’daki oyların %25’ini aldıktan sonra PKK’nın silahlı eylemlerinin tırmandı, ki bu da çok manidar. Oysa 2002 seçimlerinde DEHAP’ın %6,2 oy alması, MHP’nin meclis dışında kalması, AB sürecinde yapılan reformlar, silahların sustuğu dönemin getirdiği umutlardı. Şiddetin çözüm olmadığını söyleyen herkesin behemehal şiddetten uzak durması gerekirken 2004’te silahlı eylemlerin tekrar başlaması, “şahinlerin ittifakı” tezini güçlendiriyor.

Bugün Kürt sorununu ve PKK’yı konuşurken 90’lardaki parametrelerle konuşmamak gerekir. Şu ana kadar hiçbiri işlememiş olan asimilasyon, “silahlı mücadele devam ederken reform olmaz”, ve “Kürtlerle bir araya gelinirse terörist izole edilir” şeklinde özetlenebilecek 3 temel görüş vardı. Artık inkarcı siyaset sona erdi - 1 Eylül 1999’da PKK silah bıraktı ve AB reformları başladı. Kürtçe eğitim önündeki bazı engeller ve OHAL kalktı. 1999-2004 arasında yapılmaya çalışılanlar yetersiz olsa ve ateşkesin yarattığı fırsat kaçırılmış olsa da devlet hiçbir şey yapmadı diyemeyiz.

Uluslararası bağlamda bakıldığında, dört ülkeye dağılmış olan Kürtlerin önderliği namına PKK’nın ne kadar ciddiye alınabilir olduğu da tartışmalı. PKK’nın Irak ve İran’ı kullanması gitgide zorlaşırken Kürt hareketinde Barzani cephesi daha da güçleneceğe benziyor. Bununla beraber, kara harekatı sürecinde ABD Barzani’ye ayağını denk al demiş oldu. Kerkük’teki referandumun ertelenmesi ve bu konuda Kürt Yönetimi’nin geri adım atması da aynı şekilde değerlendirilebilir.

AKP ne yapacak, ne yapabilir?

AKP’de, başta Başbakan olmak üzere, Kürt meselesinde yeni bir açılım hevesinde olan kişiler var, ama parti içinde bu konudaki gerilimler çok yoğun. Tayip Erdoğan, yakın çevresinde Kürtlerin olmasından dolayı dahi parti içinde bir bedel ödüyor. Bundan da önemlisi, AKP’nin oy tabanı (Güneydoğu’dan aldığı oylar hariç) son derece milliyetçi bir kesim. Söz gelimi seçim esnasında adaylar milliyetçiliğin daha yoğun olduğu kentlerde, Öcalan’ın asılması gerektiğini söylerken, başka yerlerde barış, demokrasi mesajı verebiliyorlar.

AKP’de Milliyetçilik-Kürt sorununa bakış ilişkisi açısından ortaya atılan bir başka fikir de AKP’nin Milli Görüşçü kanadının meseleye daha eşitlikçi ve vicdanlı bakabildiği. Eşitliği hazmedemeyenlerin Laik(çi), Sünni, batılı milliyetçiler olduğu, Orta Anadolu milliyetçiliğinin artık Batı’ya kaydığı kanısı dile getiriliyor.

Parti içinden ve dışından gelecek milliyetçi itirazların yaratacağı sıkıntı, ancak sorunun çözümünde sorumluluğu bölerek aşılır. Örneğin AKP ile benzer siyasi geçmişlerden gelen ANAP, MSP, Fazilet gibi parti kadrolarından, sözü dinlenen kişiler bir heyet oluşturup aracılık yapabilir. Çatışmayı durdurmada sivil aktörlerin (aydınlar, STKlar, vb) rolü de tekrar tartışılmalı, zira bir görüşe göre aydınlar artık halk nezdinde inanılırlıklarını yitirdiler. Esas olan kamuoylarını rehabilite etmek ve yatıştırmak, çünkü ne Kürt milliyetçiliğine koşullanmış bir Kürt halkını demokratik açılımlara ikna edebilirsiniz, ne de milletin bölünmez bütünlüğü takıntısı içerisindeki Türk halkını. Reform süreci, kamuoyunun zihniyetine ve bürokrasinin altyapılarına yansıtılamadığı sürece

AKP’den bundan sonra, Nisan ayı gibi bir hamle beklenebilir. Ortaya bir çözüm paketi önerisi sunup tepkileri beklemesi ve ona göre pozisyon alması söz konusu olabilir. Ancak bir görüşe göre de (olursa) bu ve bundan önceki tüm açılımlar AKP’nin Kürt sorununu samimiyetle çözmek istediğinden değil, yerel seçimlerde almak istediği oylara yatırım; ve AKP seçimlerde Diyarbakır gibi kilit noktaları alırsa kendini başarılı sayacak, ki bu da çözümsüzlüğün sürmesi anlamına gelebilir.

Sonuç

1. Askeri müdahale sonuç vermeyecektir. Kuşkusuz harekatın başarılı olduğuna dair de başarısız olduğuna dair de argümanlar üretmek mümkündür, ancak nihai çözümün askeri yolla / şiddet kullanarak gelmeyeceği çok açıktır.

2. Kürt sorununu çözmenin ilk ve en önemli adımı, sorunun tüm taraflarıyla diyalog kurmaktır. Bunun için AKP’nin DTP ile arasındaki iletişimsizlik duvarını kaldırması, DTP’lilerin de bu konuda gayret göstermeleri gerekir.

3. PKK ve Öcalan, siyasi alana dahil edilmedikçe Türkiye’nin canı yanmaya devam edecektir. PKK Kürt sorununda taraflardan biridir ve çözüm sürecine nasıl müdahil olacağı konusunda formüller geliştirilmelidir.

4. İfade özgürlüğünün önündeki engeller kaldırılmadıkça toplumsal sorunları tartışma zemini olmayacaktır. Bu engellerin başında TCK’nın 301 ve 318. maddeleri gelmektedir. Bu maddeler değiştirilmeli, değişiklikler kozmetik değil ilkesel değişiklikler olmalıdır.

5. Anayasa, yurttaşlığı etnik temelli tanımlamayan bir ilkeler bütünü şeklinde yeniden yazılmalı, dillerin serbest kullanımı önündeki yasal ve anayasal engeller tamamen kalkmalıdır.

6. AKP, iktidarının geri kalan döneminde Kürt sorununa nasıl yaklaşacağını ve çözüm önerilerini ortaya koyan bir plan sunmalıdır.

7. Demokratik açılımların ve yasal iyileştirmelerin anlam kazanması için toplumsal bir rehabilitasyon sürecinden geçilmelidir. Bunun için de her iki tarafta da sözü dinlenen kişiler sürece dahil edilmelidir.


SORAR
Sosyal Sorunları Araştırma ve Çözüm Derneği - ePosta: sorar@sorar.org.tr