![]() |
SORAR 12 OCAK 2008 DİYARBAKIRÇALIŞTAY: KÜRT SORUNUNDA YENİ DÖNEMSosyal Sorunları Araştırma Ve Çözüm Derneği’nin (SORAR) Diyarbakır’da düzenlediği workshopa (çalıştay) siyasetçi, akademisyen, yazar ve gazetecilerden oluşan 26 kişi katıldı. Hemen hemen her görüşün temsil edildiği toplantı, tamamen kapalı ve “off the record” (yayınlanmamak kaydıyla) düzenlendi.. Katılımcılar verdikleri bilgilerin ve savundukları görüşlerin kendilerine atfen basında ve kamuoyuna açık bir başka platformda yayınlanmayacağı güvencesiyle düşüncelerini özgürce açıkladı. Toplantı PKK’nın Diyarbakır’da gerçekleştirdiği saldırıdan önce planlanmıştı. Ancak toplantıda saldırı ve saldırı sonrası yapılan açıklamalar ve gelişmeler katılımcılar tarafından genişçe tartışıldı. Yaklaşık beş saat süren toplantıda “Kürt sorununda yeni bir dönem mi başlıyor?” sorusu soruldu ve yanıtı aranmaya çalışıldı. BAZI GÖRÜŞLER VE DÜŞÜNCELERDiyarbakır’daki saldırı kırılma noktası mı? Katılımcıların büyük bir bölümü Diyarbakır’daki son saldırının Kürt sorununda yeni bir döneme girildiğinin işareti ve PKK içinde bir kırılma noktası oluşturduğu üzerinde uzlaştı. Patlamanın, Kürt çevreleri ve DTP içinde ciddi sarsıntılara yol açtığı, PKK’nın dış dünyadaki desteğinin büyük ölçüde azaldığı vurgulandı. Bununla birlikte şu nokta kaygı verici bulundu: Patlamanın ardından oluşan tepkiyle PKK içinde “bütün dünya bize düşman” algısının güçlenebilir ve örgüt bu yüzden kendi intiharı anlamına gelebilecek, ama bu arada ülkeyi yangın yerine çevirebilecek bir stratejiye başvurabilir. Toplum bombalama olayını kınama konusunda aydınlardan ve sivil toplum kuruluşu yöneticilerinden daha ileride. Halk örgüte karşı hiç bu kadar net bir tavır almamıştı. 10 yıldır halk PKK’ya karşı ilk kez bu kadar tepkili ve cesur. Bu saatten sonra halk Diyarbakır’da örgütün yapacağı her türlü şiddet eylemine karşı duracaktır. Yıllardır kimlik mücadelesi verile verile kişiliklerde aşınma oldu. Ama halkın kafasında bu saldırı bir dönüm noktası oldu. Dağlıca altın vuruştur! 22 Temmuz genel seçimleri PKK için ciddi bir yenilgi oldu. Örgütün tekrar eski gücüne ulaşması için önünde iki seçenek vardı: Ya daha fazla demokratik yollara ağırlık verilecek ve DTP’nin önü açılacaktı ya da daha fazla şiddete başvurulup daha sert ve uzlaşmaz politikalar uygulanacaktı. Örgüt tercihini ikincisinden yana kullanmışa benziyor. DTP’de de bu sertleşmenin izleri görülüyor. Yani “yeni bir sertleşme yaratırsak yeniden güçlü oluruz” yaklaşımı baskın çıktı. Ancak koşullar 1999 yılındaki gibi olmadığı için bu strateji başarılı olmamışa benziyor. Dağlıca bir altın vuruştur. PKK askerin üzerinden AKP’yi vurmayı amaçladı. Ancak beklenen olmadı. AKP soğukkanlı davrandı. Sonuçta PKK’nın beklentisinin aksine Dağlıca askerle AKP arasındaki sorunların rafa kalkmasına yol açtı. Tüm bunlara kızgınlıkla Diyarbakır saldırısı yapıldı. Kürt sorununda yeni dönem yok Bazı katılımcılar Kürt sorununda yeni bir dönemin başladığı yönündeki saptamaya karşı çıktı. Bu kişiler umutlanmaya vesile olabilecek yeni bir dönemin başlamadığını, hatta seçimden sonra yaşanan sürecin kendilerini daha kötümser kıldığını vurguladılar. Güneydoğu’daki AKP ile Batı’daki AKP’nin farklı olduğunu, iktidar partisinin bir Kürt politikası üretemediğini savundular. AKP’nin sorunu sosyal yardımlar ve ekonomik perspektifle çözebileceğini sandığını, askerin sertlik yanlısı tutumunu savunur duruma geldiğini belirtip “AKP en azından bu sorunla ilgili olarak gündelik hayatı rahatlatıcı ve yasakları gevşetici adımlar atarsa iyi olur” diye konuştular. Yeni bir dönem demek için erken Kimilerine göre “yeni bir dönem” değil, “yeni bir durum” söz konusu. DTP’de şiddeti ilkesel olarak reddeden bir tavır gözlenmiyor. TSK’da da militarizm dışında sorunu çözme arayışı yok. PKK’da da ciddi bir tutum değişikliği görülmüyor. Bununla birlikte DTP’de farklı kanatların var olduğu yolunda bazı işaretler ve beklentiler var. Emekli paşaların bazı özeleştiri sözleri de TSK’da bir tavır değişikliği olarak algılanıyor. Sağ seçmen AKP’ye kredi verdi Toplantıda 22 Temmuz seçimleri ve sandıktan çıkan sonuçlar da geniş olarak ele alındı. 22 Temmuz seçimleri Kürt sorununun çözümü için AKP’ye verilmiş bir kredi olarak değerlendirildi. Ama bu kredinin vadesi 2009 yerel seçimleridir. Önemli adımlar atılırsa AKP’nin seçmen desteği artar. Atılmazsa oy kaybeder. 22 Temmuz siyasete verilmiş bir ödüldür 27 Nisan bildirisinden sonra AKP içinde her şeyi bırakıp çekip gitmeyi düşünenler olmuştu. Ancak AKP direnmeyi seçti. 22 Temmuz bu tavra, siyasete verilmiş bir ödüldür. Türkiye’deki kör noktalardan biri TSK’nın tutumudur. PKK da siyaseti kilitleyen bir rol oynuyor. PKK ile TSK bu konuda paralel davranıyorlar. Dağlıca baskını sipariş bir eylem gibiydi. Türkiye yol ayrımında Kuzey Irak’taki Kürt federe devletini ya kabul edeceksin ya da düşman göreceksin. Türkiye artık bu eşiği geçti. AKP bu süreci iyi yönetti. Katılımcılardan biri AKP’nin şoför mahallinde oturduğu benzetmesini yaptı ve bu yüzden herkesin şoförden bir şeyler beklediğini söyledi. Eğer AKP bir şeyler yapıyormuş gibi davranıp geri adım atarsa sorun birkaç misli olarak geri döner. AKP rehavete kapılmış gibi. Sorun geçiştiriliyor. Yeni dönemde DTP’nin de, Kürtlerin geçirdiği evrime uygun olarak kendini yeniden tanımlaması gerekiyor. Ancak büyük görev AKP’nin. İktidar partisinin “sivil anayasa” hazırlıkları çok önemli. Ancak bir makyaj anayasası değil, sorunları çözecek bir anayasa olması lazım. Devlet parçalanmamak için İslamlaşmayı tercih etti Katılımcılardan birinin 22 Temmuz ile ilgili görüşleri dikkat çekici bulundu ve geniş bir şekilde tartışıldı. Bu kişinin görüşlerini şöyle özetlemek mümkün: “22 Temmuz’da toplum parçalanmaya doğru giden kimlik siyasetine tepki verdi. Kimlik siyasetine yine bir kimlikle karşılık verdi: İslam. Bu da modernleşme eksenimizi kaydırdı. Cumhuriyetin kurucularının temel kimliği Türklük olarak saptamaları aslında zalimane bir proje değildi. Osmanlı döneminde dahi bize Türk diyen Batılılara ‘evet biz Türküz’ diye cevap vermek istemişlerdi. Ama daha sonra eşit yurttaşlık projesi Türk kimliği üzerinden gerçekleştirilmeye çalışıldı ki bu yanlıştı. Türklük etnik temele kaydı. Batılılaşmaya karşı soğuma oluştu. Bu iki eksenden gitseydik bölünürdük. 22 Temmuz’da devlet de parçalanmamak için İslamın modernleşmesine evet dedi. Barış için AKP bir şeyler yapmak zorundadır. AKP bir şey yapmazsa 12 Eylül yapıcılarının başına ne geldiyse onların da başına aynı şey gelir. Kürt sorunu bir kimlik sorunudur. Kimlik sorununu ekonomiyle çözemezsiniz.” AKP kendini sistem nezdinde meşrulaştırmaya çalışıyor AKP Kürt meselesi üzerinden sisteme karşı kendini iyi gösterme tavrı var. Yani Kürt sorunu üzerinden kendini meşrulaştırmaya çalışıyor. Yine Kürt sorunu üzerinden ABD ile de yakınlaşmaya çalışıyorlar. Halbuki Türkiye bu sorunu bölge ülkeleri ile birlikte çözmeye çalışmalı. Bu coğrafyanın liderleri pekala milliyetçilikler dışında sorunu birlikte çözebilirler. Muhafazakar-otoriter ittifakı Kürt sorununda akut sorun devletin katı tutumudur. Devletin hemen hemen her konuda vatandaşına karşı takındığı şüpheci tavırdır ki AKP de aynı şeyi yapıyor. “Tek vatan, tek millet ve tek bayrak” lafını dünya litaratürüne çevirdiğinizde karşınıza faşizm çıkar. Bu sözleri söyleyen Recep Tayyip Erdoğan’dır. İkinci akut sorun ise bugün bir “muhafazakar-otoriter ittifakı”nın söz konusu olmasıdır. Yani AKP-TSK ittifakı tehlikelidir. Ne var ki bu ittifak uzun süreceğe benziyor. AKP dini cemaatleri de arkasına alarak TSK ile ittifak kuruyor. Bunun karşısında ise PKK ile derin devletin ittifakı var. Yani tehlikeli bir süreç söz konusu. Bunun yerine AKP ile DTP’nin konuşması ve birbirlerini anlaması gerekiyor. PKK zayıfladıkça sertleşecek PKK da akut bir sorundur. PKK totaliter eğilimleri çok güçlü, Stalinist bir örgüttür. Şartlanmış insanlardan oluşan bir örgüttür. PKK’nın amacı Kürt sorununu çözmek değil, hakim güç olmaktır. AKP’nin amacı da iktidarda kalmaktır. PKK’nın sıkıştığı ve zayıfladığı, önümüzdeki dönemde daha da zayıflayacağı düşünülüyor. Zayıfladığı oranda şiddet eylemleri de artacak. Burada AKP’nin sorumluluğu var. “Terör bitsin adım atalım” söylemiyle terör bitmeyecektir. Şiddet kültüründen çıkmak uzun bir süreçtir. Paniklememek gerekiyor. Düşmana karşı devletle işbirliği Çok zorlanınca ortak düşmana karşı devletle işbirliği yapmak İslamcı hareketlerde ve Milli Görüş partilerinde hep görülmüştür. AKP ve DTP Kürt sorununu çözme konusunda kendini mezun görmüyor, biri devlete, biri diğeri örgüte havale ediyor. Muhafazakar-otoriter ittifakı AB’yi kenara koyar, ABD-İsrail ittifakı ile gider ve karşısında düşman olarak da İran’ı alır. Devletin AKP’ye tanıdığı kredi çok tehlikeli AKP’ye toplumun tanıdığı krediyle devletin ve uluslararası güçlerin tanıdğı kredi farklı. Devletin tanıdığı kredi çok tehlikeli. Şu andaki açılımlar sermaye destekli. Birileri bunları açılım olarak niteliyor olabilir, ama bunlarla özgürlüklerin geliştirilmesi mümkün değil. Kürt sorunu demokratik değişime neden oluyor Kürt sorunu bugüne kadar devletin militarist refleksler geliştirmesine neden oluyordu. Ama artık demokratik değişime neden oluyor. Mehmet Ağar’ın “düz ovada siyaset” açıklamaları buna işarettir. Ama sorun Kürtleri değiştirmiyor, dönüştürmüyor. AKP, CHP ve MHP’nin muhalefet üretememesinden dolayı hareketsiz ve kımıldamıyor. DTP’nin sertleşmesi de AKP’nin bu hareketsizlik politikasını kolaylaştırıyor. Esas rehabilite edilmesi gerekenler Türkler Kürt meselesi hep Kürtlerle konuşuluyor. Halbuki bu sorunun daha çok Türklerle konuşulması gerekiyor. Esas rehabilite edilmesi gerekenler Türklerdir. PKK 1980’li yıllarda bir alternatifti, haklı denilebilecek bazı noktalardan hareket ediyordu. Ama bugün değil. Artık çözümün önünde engel oluşturuyor. Eskiden bir Kürt sorunu vardı, buna şimdi de PKK sorunu eklendi. 22 Temmuz’da halk şiddetsiz de çözüm olabileceğine dair bir ışık gördü ve buna pirim verdi. PKK şiddeti yöntem olarak kullanan bir örgüttür. Birilerinin, dönüşmesi için ona yardım etmesi lazım. O birileri de toplumdur. DTP silahlı gücü etkisi altına almalı Yeni dönemde herkesin kendini dönüştürmesi gerekiyor. Özellikle DTP silahlı gücün etkisinde olmak yerine onu etkisi altına almalı. AKP fırsatları iyi değerlendirmedi. Başbakan Kürt meselesi konusunda gelgitler içindedir. Meseleyi Diyarbakır Belediyesi’ni almaya indirgemişe benziyor. Bu sorun vurarak değil, verererek bitirilmelidir. Verilmesi gerekense kesinlikle toprak filan değil, haklar ve özgürlüklerdir. DTP’yi hırpalamak doğru değil Ortada bir taraf ve ve diyalog sorunu var. Kürtler adına kim “tamam biz bunu kabul ettik” diyecek? PKK’nın muhatap alınmasını istemek Kürtler açısından gerçekçi olmayabilir. Ama DTP’yi hırpalamak da çözüm değil. DTP bu kadar hırpalanırsa siyaset üretemez. Kuzey Irak’a yönelik bombalama görüntüleri İsrail saldırılarının bir Filistinli’de yarattığı duyguların aynısını Kürtlerde yaratıyor. DTP’lilerin rehin askerleri alması yanlıştı DTP’yi marjinalleştirecek saldırılara karşı çıkmak şart. Ancak DTP de kendini marjinalleştirmemeli. DTP’lilerin 8 askeri teslim almaya gitmesi yanlıştı. Kürtlüğün hukuki sistemde tanımı yok PKK’yı imha ederek değil, çözümün bir parçası haline getirerek adım atılabilir. Çözüm sürecine henüz girilmedi. Devlet yasal siyaseti muhatap almıyor. Bugün hala Türkiye’de Türk’ten başka millet olduğunu söyleme suçtur. 80 yıllık imha ve inkar politikasında hiçbir değişiklik yok. Milliyetçiliğe rüşvet veriliyor Türkiye’nin karşısında paranoyak bir Türkiye gerçeği var. Milliyetçiliğe rüşvet vermeden siyaset gümrüğünden kimse kendi siyasetini geçiremiyor. ÇÖZÜM İÇİN BAZI ÖNERİLERÖnemli hatırlatma: Bu bölümde, sorunun farklı boyutları hakkında farklı konuşmacılar tarafından dile getirilen öneriler derlenmiştir. Burada dile getirilenler ortak görüş özelliği içermezler.
|
|
SORAR Sosyal Sorunları Araştırma ve Çözüm Derneği - ePosta: sorar@sorar.org.tr |
|